Popüler Yayınlar

24 Haziran 2011 Cuma

Değişimi bir düşün.
Değişimin bizim küçük ihtiyaçlarımızdan kaynaklanmadigini anlayacaksın.
Kalbinin tutuğu yer nekadar olabilir ki? Ama kalbinin açtığı kapının öncüsü olmak sana ağır gelebilir. Gerkli her araç orda değil mı zaten. Beklemeye değmez.Yola çıkanlar sana söyleyecektir. Uygun zaman, hazır olamak zihnininle oynadığın oyundur. Gerçek olmak, kalbinile bir olmaktır. Zihninin hadi kurtarlim oyunlarını elinin tersiyle ittiğinde kalbin konusacaktir.
Filiz~
Büyükler çok ciddi görünüyordu
Benimse ellerimde
salıncağın demir saplarına dokunuşumdan kalan pas kokusu.
Bir an var hem çocuk hem büyük olabildiğin
O da hayat.
Filiz
Oyunların hepsi dünyada kalmişcasina uykusuz.
Ruh kendine aşık
Hangi oyuna katılsa içinde o bildik tat.
Böylesine dokunulmaz
Böylesine nefes uzaklığı kadar yakın.
Filiz

23 Haziran 2011 Perşembe

Aşk, iki kişi arasında sıkışıp kalmışlığından kurtar bizi. Dön çevremizde. Güneşin etrafında döner gibi. Atomların içinden konuştuğun gibi konuş bizimle
Filiz
Olduğum yerde öylece duruyorum.
Olmak dedikleri yermiş burası.....
Arkam, önüm, sağım, solum sobe...
Gözlerim kapalı ,
göz kapaklarımdan sızan ışığı kovalıyorum.
Bütün derdim kendimi sobelemek oysa.
İçimde bir çember dolusu kırmızı.
Filiz~
Bak ordaki kemanı görüyor musun çocuğum? Kemanla benziyoruz biz...
Aglatan müzik notaları çıkabilir o kemandan, güldüren,heyecanlandiran, neselendiren sesler çıkabilir. Her notanın  bir duygu olduğunu biliyorsun degil mi? 
Keman çalmanın ,yaşamı orkestra etmekle aynı anlama geldigini 
biliyorsun. 
İlk nota heyecandır her zaman. Ne hüzün ,nede sevinç taşır. Sadece heyecan. Merak ettirir arkasından gelecek notaları. Sevinç,acı,özlem,doganın sesleri derken aşk gelir. Kafalar karismistir. Aşk ,kafa karıştırır cocuğum. Notalar ardı ardına ardına.....
Tüm notaları bir anda caliyormuşsun , notaların hepsi bir büyük "mi" olmuş gibi hissedersin. Elin ayağına karışır. Keman'nın gövdesi "mi" olmuş,omzundan saçlarına dokunur. Sonra ses tellerine sıçrar. Gövden keman olmuştur. Yay vurdukça tellerine cıkan seslerden terlersin, yay sürtündükçe tellerine, önce saçların tutuşur sonra gövden bir ateş topu olur. Kafan karışır,yanarken hala nasıl çalabildigine...
Keman çalınmak üzre yapılmış bir alettir bunu unutma cocuğum. Merakla bekle. Sevdigin ,hatta vazgeçmek istemiyecegin bir notadir ,huzurlu olduğun günlerde tetiklenmek istedigin bir nota olacak aşk. 
Keman çalmaya devam edecek çocuğum. 
Merak et ve bekle.

Filiz~
Uzun bir iç çekişin elleri okşadı 
Uç veren bir ergoğan çiçeğinin boynunu 
Balkonlardan film seyreden 
ayçekirdeği ,gazozcunun anılarını 
Soluyor olsa da 
başka anılarda, başka balkonlardan 
Aşağa atılmıştı. 
Bir kadın  şişeye hapsedilmiş 
Çiçek kokusunun dışarıya salınışında
Topuk seslerini duyurordu deniz kokan şehre. 
Bu şehir, tanrıçaların zeytin başlarına 
Bela. Gelen giden aşık. 
Baştan berileri almış yürümüş. 
Terinde, mavinin iç geçirişleri. 
Boynuna Kordon dolanmış gazozcunun,
anılarını topuklarinda ezen kadın 
Ayçekirdegine bakıp, çiğdem diyordu. 
Buzlu bağdem satan onaylıyordu başiyla  
"Buzlu bağdem" diye bağırırken. 
Gazoz şişelerine vurduğu açacakla elleri sonsuza kadar birleşmiş gazozcu, her akşam yaptıgı gibi şişelere vurup "gazooooooozzzz "diye bağırmak istese bile yapamıyor, buzlu bağdemin, buzdan kabarmis kabuklarında kayıp gidiyordu. 
Gazozcu, bilmediği dillerde kalbini ciğdeme anlatmaya çalışıyorken, çiğdem her seferinde başka bir dil bulup çıkarıyor, gazozcu tam bir dilin işaretlerini öğrenmişken, ayçekirdeginin başka bir dili konuştuğunu görünce alel acele o dili öğrenmeye koşuyordu. 
Hanımeli kokan bahçeler, varoşlarından şehri öyle bir koruyordu ki, deniz kendini iki yaka arasına sıkıstirabilmisti ancak. 
Topuklarından çıkan sesi pür dikkat dinliyordu kadın, çiçek sıkıştırılmış şişesini çıkartı boynuna doğrultu ve püskürtü. Adımlarına ve kokusuna dikkat etmesi gerektiğinin farkındaydı,şehrin ritmini ayaklarında, kokusunu boynunda taşıyordu. Bunu ona görev verildiği için değil, sevdiği için yapıyordu. 
Gün batımına yakın çıkar, şehrin kalbine  iner, güneşin batımına eşlik ederdi. 

Gazozcu, çiğdem, kadın, buzlu bağdemci, balonlar, güneş ......

Gazozcu, çiğdem , kadın...

Gazozcu ,aslında zeytin başlı tanrıçanın yuvasıydı . Kadın, zeytin başlı tanrıça, çigdem hepsinden bir parça. 

Buzlu bağdem satan adam başını sallayarak onayladı. 

Gün, denizin içinde oynaşan teknelere söz verdigi gibi tam zamanında ayrılıyordu. Diğer Şehirlerin aksine, sokaklar insan doluyordu. Geceleri, insan kokusunu denize sindirmek bir gelenekti burda. 

Kadın, gazozcunun içine ,evine geri döndü. Yeni farkına varıyordu, içinde bir  kadın yaşadığının. Halbuki, her akşam geri dönerdi kadın. Bunca yıl fark etmemesine içerleniyordu. Çiğdem bir ayna olmuş yüzüne bakıyordu ikisinin. 
İlk defa farklı bir kadın içinde uyuyacaktı gazozcunun.  Hergün  görse de tanımıyordu onu. İçine döndüşünü göremiyordu . Nerde olduğunu bilmiyordu. 
Kadın kendini, gazozcunun konuştuğu, sevdiği kadınlarda tanıtmayı denemişti. 

İçinde bir kadın olduğunu kabul edememişti gazozcu. 

Erkekler ve kadınlar birbirlerinden bahsederken başka birinden bahsetiklerini düşünüyor,birbirlerini analayamadiklarindan dem vurup duruyorlardı. Anlayamadıkları için de hep kavgalıydılar zaten. 

Kadının içinde bir erkek, erkeğin icinde bir kadın. Keşfedilmeyi bekleyen bir kıta gibi, hüzünlü, ürkek, alabildiğine uçsuz bucaksız  bekliyor. Umut penceresi hep açık. 


Gazozcu, günü gazozlarla geçirmekten yorgun, çiğdem balkondan atılmaktan. 

Şehir, ışıklarını yakmış yakamoz. Boynundan geçen gitara aşık. 

Aslı astarı varmı bilinmez. 

Filiz~













Elimi uzatıyorum ,boş olan yerlerine 
Kızgın, öfkeli görmeyen bir yanın 
Kan hücrelerine sesleniyor. 
Atak var. 
Dokundukça boş yerlerine 
Atak var sanıyor kanın 
Bir cengâverlik, bir seferberliktir gidiyor. 
İpek yollundan geçerken öğrendiğim kelimeler dilimde. 
Kulağım çınlıyor, geminin hatırasında. 
 cengâver oluşum zamanın birinde. 
Zamanın biri degil olduğum 
"an" ın dilini öğrendiğimden beri. 
Gömüldü  kılınç, kefen, boyalı bisiklet. 
Ellerim kaldı geriye. 
Yıldızın, ayın sayfa sayfa soyduğu 
takvimde. 
Filiz. 
Yıldız tozundan
Altın yaldizli
Harfler geçidine gidiyorum ben cocuk.
Ellerini ver ki ,dünya döndüğüne sevinsin. 
Bağrına sakladığın kalbin
Parlasın. 
Ögret bana uykunun sır denizine yelken açışlarını. 
Kulaktan dolma iki kere iki kaç eder sorularıma karşılık. 
Filiz~
Yeni patlamış bir tohumun sevincini
İçtim. 
Bel kemiğimden içeri girdi dans eden bulutlar
Tomurcuk oldum. 
Masmavi , ılık yaşamak yazdığım en güzel yazıt. 
Güneşe döner mavi yaşayanlar. 
Filiz~
Dünyanın öbür ucunda bir gecenin güne kavuşurken  verdigi renklerdir
İçimden kalkan bu kögkuşağı
 ortasindayım bildiğim bilinmezin
Renkler, tüm olurlarıyla  şarkılarında 
Oktav oktav güneşi çağırıyor
Günü işlemek için 
Bir yerlerde birinin eli geceye 
Bir yerlerde birinin eli güne değiyor 
Tünellerin ağzından dinlemelisin bu şarkıyı. 
Uzun uzadıya tüneller altından geciyor gecenin ve günün,
Bizi birbirimizden haberdar ediyor. 
Bir nefes burdan karışırken renklere 
Bir nefes oradan karışıyor. 
Bulutlara bak nefesi taşıyor, suyu, beni,seni sonra. 
Uzak görünmüyor ovalardan, ormanlardan , şehirlerden taşan gönüller 
Uzak görünmüyor. 

Filiz


Düşlerime koşa koşa gidiyorum. 
Bir soluk, bir kemik 
Ellerim yavaştan kızarmış. 
Gözlerimde elma ısırığı
Isız bir ağacın nar kokusu sabahlarım 
...Düşlerimden ellerim uzanıyor güne 
Doğan güneşin kulağına fısıldayan
dinç bir gece tazeliğiyim şimdi. 
Gece, kaç gün yolculuğunda gunün?
Baharat kokusu kadar keskin oysa sayılar 
Yüzüm çiçek kokularına dönük simdi. 
Hatırladığım bir sayının peşindeyim
Filiz~

İzleyiciler