Sen, hatalara boğulmuş bir simyacı mısın?
Simyacı ne yapar bilmelisin öyleyse.
Simyacının asıl ismi sence ne?
Düşlerinden bilmelisin.
İnsan mıdır simyacı?
Yoksa simyacı mıdır insan?
Bilmek gerektirir bu işler.
Bileceksin.
Düşlerinden, hangisine daha yakınsın?
Bilmelisin. Bilmeli.
Tadını çıkaracağın çok şey var.
Mesela; Ölümün tadını çıkararak ölmelisin.
Gideceğin yeri bilmeden gitmek en doğrusu.
Kafanda "o" düşü taşımalısın.
Konuşulan hiçbir dilde olmayan o düşü.
Sevmelisin, vermeden, almadan.
Kendinin tadını çıkarabilmelisin.
İznin en büyüğü, sana olmalı.
Kendine çıkmalı tüm benliğin.
Öyle parlamalısın ki,
Olduğun yer, seni gizleyemesin.
Düşlerin… Hangisine daha yakınsın?
Bilmelisin. Bilmeli.
Dans etmelisin, kuşların sana eşlik ettiğini bilerek.
Bozmalısın kendini, tekrar yapmak için.
Yapmalısın kendini, tekrar bozmak için.
Yapamayacağın her şeyin, senin olduğunu bilmelisin.
Rengarenk bir yüzün olduğunu söylemeli sana biri.
Sana, seni anlatanın, sen olduğunu bilmelisin.
"Ben" dediğinde, mukaa kuşları uçuşmalı okyanuslardan.
"Selam" durmalı sana dünya.
Kelebeğin renklerinden kanatların olmalı.
Hücre hücre işlemelisin, kanatları kendine.
Bir tavşana ne söyleyeceğini yüreğine sormalısın.
Kapında asılı bir sürü "merhaba" olmalı.
Her "Merhaba" bir anlam taşımalı.
Kısacası Dostum,
Düşlerinde ne varsa sana dair,
Getirmelisin olduğun yere.
İnsan dediğin, düşlerinden ibaret.
İnsan dediğin, Kendin'den ibaret.
Bu sebeple, bizedir yollar.
Bu sebeple, düştür insan.
Filiz.
Sevgili Arkadasim, dostum Yesim Ozlem' e yardimlari icin tesekkuru bir borc bilirim.
(Noktalari Koyan Kadin: Yesim Ozlem)
Popüler Yayınlar
-
Yaşamımda tam anlamıyla var olmaya devam ediyorum, buradayım ve heyecanla olacakları bekliyorum… Bir filimden aklımda kalan “ Hayat bir disk...
-
Soru: Niye kendime bunu yaptım? Cevap: Kendine en son noktaya kadar gidebileceğini göstermek için? Soru: Bazen, neden başkalarına kızıy...
-
Yeni patlamış bir tohumun sevincini İçtim. Bel kemiğimden içeri girdi dans eden bulutlar Tomurcuk oldum. Masmavi , ılık yaşamak yazdığ...
-
Sen, hatalara boğulmuş bir simyacı mısın? Simyacı ne yapar bilmelisin öyleyse. Simyacının asıl ismi sence ne? Düşlerinden bilmelisin. ...
-
Oyunların hepsi dünyada kalmişcasina uykusuz. Ruh kendine aşık Hangi oyuna katılsa içinde o bildik tat. Böylesine dokunulmaz Böylesine n...
-
Değişimi bir düşün. Değişimin bizim küçük ihtiyaçlarımızdan kaynaklanmadigini anlayacaksın. Kalbinin tutuğu yer nekadar olabilir ki? Ama k...
-
Olduğum yerde öylece duruyorum. Olmak dedikleri yermiş burası..... Arkam, önüm, sağım, solum sobe... Gözlerim kapalı , göz kapaklarımdan...
-
Aşk, iki kişi arasında sıkışıp kalmışlığından kurtar bizi. Dön çevremizde. Güneşin etrafında döner gibi. Atomların içinden konuştuğun gibi k...
-
Elimi uzatıyorum ,boş olan yerlerine Kızgın, öfkeli görmeyen bir yanın Kan hücrelerine sesleniyor. Atak var. Dokundukça boş yerlerin...
-
Yıldız tozundan Altın yaldizli Harfler geçidine gidiyorum ben cocuk. Ellerini ver ki ,dünya döndüğüne sevinsin. Bağrına sakladığın kalb...
26 Mart 2010 Cuma
23 Mart 2010 Salı
Kendimle Sohbet
Soru: Niye kendime bunu yaptım?
Cevap: Kendine en son noktaya kadar gidebileceğini göstermek için?
Soru: Bazen, neden başkalarına kızıyorum?
Cevap: Sen başkalarına kızmıyorsun, bu duyguyu yaşamak için ortam yaratıyor ve durumun içinde oynuyorsun.
Soru: Ama baskalarına kızmak için nedenlerim var. Beni kızdırmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Cevap: Onların bir şey yaptığı yok. Sadece kendi oyunlarını oynuyorlar, sen de bu oyuna katılmak istiyorsun, bazen seni içlerine alıp oynaman için izin veriyorlar, bazen de vermiyorlar. Böyle düşünüyorsun. Tıpkı küçük bir çocukken yaşadığın dışlanma eylemi gibi... Ama farkında olman gereken şey, oyuna katılıp katılmamanın senin elinde olduğu. Kimse seni dışlama ya da kabul etme yetisine sahip değil. Bunu ancak sen yapabilirsin, kabul etme ve etmeme oyununu oynayarak.
Soru: Nasıl, bunu biraz daha açıklar mısın?
Cevap: Tabii, şöyle oluyor: Bir oyun oynanmıyor, bu oyunun içinde olma olasılığın oyunun içinde yer alıyor. Bunu kullanıp kullanmamak tamamen senin elinde. İstersen oyunun içinde olabilirsin. Tek yapman gereken bahanelerle zaman harcamamak...
Soru: Kolay değil bu dediğin, çünkü uzun zaman bu bahanelerle ayakta kalmayı öğrendim. Simdi bunların hepsini unutmamı mı öneriyorsun.
Cevap: Bulunduğun bedene bir bak. Unutmak; öylesine kolay ki, bulunduğun beden öğrendiklerini silebilir. Ama hatırlamak isteğinde bu bilgilerin hepsini hatırlayabilirsin. Biraz üstünde durman yeterlidir. Tekrar hatırlamak isteğinde hepsi sana geri dönecektir. Tecrübe böyle bir şey. Tecrübeyi yaşadığın ana dönebilirsin. Tekrar kullanılmak üzere orada durmakta. Tecrübenin kendisi değişmez ama senin ona yüklediğin duygular değişebilir.
Soru: Bugünlerde herkeste bir telaş var. Bense kendimi öğrenmek için uğraşıyorum, niye?
Cevap: Bu güzel bir soru. Herkeste bir telaş var. Telaşın nedeni, insanların her şeyin kendi dışlarında gerçekleştiğini sanmaları. Oysa sen, her şeyin kendi içinde bittiğini biliyorsun. Kendine çıktığın yolculuğun başını düşün. Aynı durumdaydın. Aynanın karsına geçip, bu telaşı gördüğün, tanıdığın günleri bir düşün. Bir şeylerin hızla değiştiğinin farkındaydın, kararını verdin ve donup aynaya, artık başka bir şeyi, başka birini suçlamak istemediğini. söyledin. Bu kararla kocaman bir adım attın kendine. HATIRLA.
Soru: Evet, hatırlıyorum. Ama yine de suçlamaya devam ettim bir süre.
Cevap: Ne olmasını bekliyordun? Biliyorsun, bir şeylerin seni çektiğinin farkındaydın. Ama ne olduğunu bilmiyordun. Kendin, kendini çağırıyordu. Öylesine duru ve güzeldin ki. Melekleri çağırıyordun, onlardan senin için bir şey yapmalarını bekliyordun, bir işaret bekliyordun. Melekler ordaydı ve kendin de oradaydın. Sen, sen olmak için adeta yalvarıyordun. Bunu ancak kendinin yapabileceğini bilmekle başladı senin yolculuğun. Melekler sana hatırlatmak için oradaydı.
Soru: Evet, hatırlıyorum. Huzurlu ama bir o kadar da güzel zamanlardı.
Cevap: Şimdi, ilk adımını attın. Artık, tam bir varlık olmak için kendini seviyorsun. Temellerini attığın bu binanın üstüne çıkıyorsun. Temeller sağlam atılmalı sarsıntılarda yıkılmaması için. Dünya ananın derinlerine kadar inmeli bu temel. Ama unutma, Dünya da seninle aynı konumda. Onunla çok şeyi paylaşıyorsun. O da seninle çok şeyi paylaşıyor. Güzel bir iletişim var aranızda. Tüm insanlıkla iletişim kurmaya çalışıyor Mavi Gezegen. O da biliyor ki, Mavi boncuğun organları İnsanoğlu. Her birinizi biliyor ve hissediyor. Yürürken, severken, nefret ederken. O biliyor. Yine de izin veriyor. Ama bazen siz bunu yanlış anlıyorsunuz. Sevilmediğinizi düşünüyorsunuz. Kendini bilen varlık kendini inkâr edemez. Sen bunu kendinden biliyorsun. Sevgili Dünya, kendinde bir takım değişiklikler yaptıkça, siz bunu kendinize yapılan bir haksızlık olarak görüyorsunuz. İnsanoğlu, özgür karar verme yetisine sahip. Dünya da sizin olmanıza tüm kalbiyle izin veriyor. İnsanoğlunun, tepkilerine, duygularına her şeyine izin veriyor. Yapmanız gereken şey, daha sağlam temeller atmak. Dünya, kendi için değişiyor, siz de bu değişimden yararlanacaksınız.
Soru: Niye siz, biz diye ayırdık kendimizi şimdi? Ben kendimle sohbet ediyordum.
Cevap: Bir müzik parçasını düşün. Bu müzik parçasında bir sürü nota bir araya gelerek parçayı oluşturuyor. Bu notalarız hepimiz, ama şimdi insanoğlu orkestra şefi durumunda, orkestra şefi görevini size verdi. Tanrı olmayı öğreniyorsunuz. Şef olmadan, müzik parçası yolunu değiştirebilir. Önemlisiniz. Tıpkı bizim gibi. Biz diyerek, sizi kendimizden ayırmıyoruz. Sende diğerlerinin bir parçasısın, tıpkı ben gibi. Ama bunu "biz" yapana kadar üstünde çalışmalısınız. Yani, hepimiz çalışmalıyız. Hepimiz, birin notalarıyız. Şef, nota olmak istiyor, kendini tanımak istiyor. Evrenlerle, buluşup, bir olmak istiyor.
Soru: Değil mi zaten?
Cevap: Kopmayacak bağlarla bağlı. Kendimize bakarak planları çözebiliriz. Biz değilsek o da değil. Biz unuttuysak o da unutmuştur. Şef’in taşıyıcısı, temsilcisi olduğumuzu bilmeliyiz. Çok enstrümanlı bir orkestrayız hepimiz.
Soru: Biz unuttuysak o da unutmuşsa bizi kollayacak, koruyacak, planları yapacak kimse kalmıyor geriye, öyle mi?
Cevap: Ne kadar korkutucu görünüyor değil mi?
Soru: Evet.
Cevap: Birlikte geleceği tekrar yaratmaya ne dersin?
Soru: İşte, kendimi kukla gibi görmem o zaman.
Cevap: Evet, sende bir kullanılma korkusu var, farkındayız.
Soru: Evet var. Ben eğer ki, kendimsem niye kullanılayım ki, buna izin vermek istemiyorum.
Cevap: Hepimiz, bir varlığın içinde, kendi geleceğimiz için çalışıyoruz, buna ne dersin? Kullanılma kavramını açalım. "Kullanılma" her şeyde olduğu gibi kendine doğru açılım yapar. İllüzyonu kaldırırsak, kullandığınız her terim ilk kaynağa doğru açılım yapar. Kullanılma işlemini düşünen sen olduğuna göre, bu doğrultuda dışarıya enerji yayacaksın. Bu enerjiyi yollama kapasitesi, senin varlığına bağlı, istediğin kadar uzağa gönderebilirsin. Ama bu enerjinin orijinali sendedir. Bu enerji, uzağa giderek açılım yapmak isteyecektir. Buna izin vermelisin. Enerji insanoğlu deyimiyle seyahat edip, ilk kaynağa geri gelmek isteyecektir. Enerji, deneyim yapmak için büyük bir arzu duyar. Sizler (yine sizler diyorum) enerjilerle oynamaya bayılırsınız. Enerji, dünya alanında sizin tarafınızdan yaratılmış, çok renkli oyuncaklardır. İlk yaratana dönmek isteyişiniz de bu yüzdendir. İşte gördünüz mü; İşlem, ilk yaratıcıda neyse her yerde aynıdır. Tanrıyı başka yerde aramamalısınız. Tanrı sizsiniz. İlk yaratıcıyla tamamen eşit durumdasınız. Sadece, sizin bulunduğunuz yer farklı değil mi? Buna şöyle cevap verelim; Sizin yarattığınız, kendinize seçtiğiniz alan farklı. Deneyimin ateşiyle yanan ruhlarsınız.
Soru: Çok komik geldi bana bu. Çünkü bir şeyi denetlemeye karar veriyoruz. Sonra hemen vazgeçiyoruz.
Neden?
Cevap: Ateşi nasıl buldunuz? Elementleri birleştirip teknolojiye çevirdiniz. Şimdi öyle usta duruma geldiniz ki, artık bu dünyayla ilgili ne varsa kullanmayı biliyorsunuz. Ama eğer her şeyi biliyorsanız, geriye denetlenecek neyiniz kalır. SIKILMAYA başlarsınız. Yaratıcı, bir varlık yaratamazsa bıkar. Her gün ama her gün, dünya ile ilgili yeni şeyler öğreniyorsunuz. Peki, bu nasıl oluyor?
Soru: Galiba bunun yanıtını biliyorum. Her gün oynamak için yeni şeyler icat ediyoruz. Ya da yeni şeyleri yuvamıza, buraya davet ediyoruz.
Cevap: Evet tam anlamıyla öyle. Anımsıyor musun, biraz önce "kullanılma" duygusundan bahsetmiştik. Sana bu Duygucunun içinde oluşmuş olduğunu ve bu duyguyu dışarıya doğru hareket ettirdiğini ve duygunun sana geri geldiğini söylemiştik. Ama bu gönderdiğin enerjinin sana ne şekilde geriye geldiğinden bahsetmemiştik. Bu duygu, çeşitli aşamalar geçirerek geriye gelir. Deneyim ve bilgi kazanmıştır. Bilgi, ışık gibidir, aydınlatır. Sana geri geldiğinde, bu enerjiye eklenen bilgileri dinlemelisin. Çok şey anlatacaktır. İste yaptığınız budur. Dünyada her gün yeni bir yaratımın çıkmasının nedeni budur. Dinleyenler aktarırlar.
Soru: Peki yeni canlılar türemeye başladı, bunlar nasıl oluyor?
Cevap: İnsanoğlu burada yaşamak için gerekli bilgiye sahip öyle değil mi?
Bunu nasıl yapacağını biliyor. Bu, deneyimle öğrenilmiş bir bilgi. Bu bilgiler, sizde kodlanmış olarak mevcut, DNA’larınızda mevcut. Fakat her geçen gün, yeni bilgiler eklediğinizi bilmelisiniz. Bu konuya sonra girebiliriz simdi yeni canlılardan bahsedelim. Sizde olan her bilgi, sizin itim ve çekimlerinizle evrenlere aktarılır, oradan da ilk yaratıma kadar gider. Bu sizin paylaşım internetiniz gibidir. Sinyallerle gerçekleşen bir iletişimdir bu. Beden olarak gidemeyeceğiniz için bu böyledir. Ayrıca bu daha kolay bir iletişim yoludur. Merak içinde kıvranan bir varlığı düşünelim. Bu varlık, kendi kopyasını araştırırken (siz DNA’nıza gizli o küçücük hücrelerin daha büyük kopyalarısınız) başka varlıklarında bu dünyada yaşayabileceğini düşünür. Voila, işte yaşam düşüncede var olmaya başlamıştır. Bir başka evrende yasayan, başka bir boyuttaki varlık bu enerjiyi alır. Bu bir çağrıdır. Başka evrendeki varlık, dünyayı deneyimleme frekansına sahip bir beden yaratmak için harekete geçer. Fakat buraya bedenlenebilmek için bu işlemin inceliklerini bilmesi gereklidir. Doğum, yaşam, ölüm. Bunun zamanına karar verecek olan kendisidir. Kararını dünya ortamında da değiştirebilir. Bu opsiyonu da kendine verebilir ya da bunların hepsini unutup burada diğerleri gibi yaşamayı seçebilir. Bu tamamen kendisine bağlıdır. Çoğu varlık, buraya gelirken işin ucunu açık bırakmayı seçer, çünkü denetlemeden zevk alıp alamayacağını bilmez.
Soru: Bunları düşünmek üzere, daha doğrusu özümsemek için biraz zaman gerekli bana, izin verirsen eğer.
Cevap: Tabii, zaman seçimine katılıyoruz. Yorulduğunun sinyallerini alıyoruz.
Soru: Teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)