Uzun bir iç çekişin elleri okşadı
Uç veren bir ergoğan çiçeğinin boynunu
Balkonlardan film seyreden
ayçekirdeği ,gazozcunun anılarını
Soluyor olsa da
başka anılarda, başka balkonlardan
Aşağa atılmıştı.
Bir kadın şişeye hapsedilmiş
Çiçek kokusunun dışarıya salınışında
Topuk seslerini duyurordu deniz kokan şehre.
Bu şehir, tanrıçaların zeytin başlarına
Bela. Gelen giden aşık.
Baştan berileri almış yürümüş.
Terinde, mavinin iç geçirişleri.
Boynuna Kordon dolanmış gazozcunun,
anılarını topuklarinda ezen kadın
Ayçekirdegine bakıp, çiğdem diyordu.
Buzlu bağdem satan onaylıyordu başiyla
"Buzlu bağdem" diye bağırırken.
Gazoz şişelerine vurduğu açacakla elleri sonsuza kadar birleşmiş gazozcu, her akşam yaptıgı gibi şişelere vurup "gazooooooozzzz "diye bağırmak istese bile yapamıyor, buzlu bağdemin, buzdan kabarmis kabuklarında kayıp gidiyordu.
Gazozcu, bilmediği dillerde kalbini ciğdeme anlatmaya çalışıyorken, çiğdem her seferinde başka bir dil bulup çıkarıyor, gazozcu tam bir dilin işaretlerini öğrenmişken, ayçekirdeginin başka bir dili konuştuğunu görünce alel acele o dili öğrenmeye koşuyordu.
Hanımeli kokan bahçeler, varoşlarından şehri öyle bir koruyordu ki, deniz kendini iki yaka arasına sıkıstirabilmisti ancak.
Topuklarından çıkan sesi pür dikkat dinliyordu kadın, çiçek sıkıştırılmış şişesini çıkartı boynuna doğrultu ve püskürtü. Adımlarına ve kokusuna dikkat etmesi gerektiğinin farkındaydı,şehrin ritmini ayaklarında, kokusunu boynunda taşıyordu. Bunu ona görev verildiği için değil, sevdiği için yapıyordu.
Gün batımına yakın çıkar, şehrin kalbine iner, güneşin batımına eşlik ederdi.
Gazozcu, çiğdem, kadın, buzlu bağdemci, balonlar, güneş ......
Gazozcu, çiğdem , kadın...
Gazozcu ,aslında zeytin başlı tanrıçanın yuvasıydı . Kadın, zeytin başlı tanrıça, çigdem hepsinden bir parça.
Buzlu bağdem satan adam başını sallayarak onayladı.
Gün, denizin içinde oynaşan teknelere söz verdigi gibi tam zamanında ayrılıyordu. Diğer Şehirlerin aksine, sokaklar insan doluyordu. Geceleri, insan kokusunu denize sindirmek bir gelenekti burda.
Kadın, gazozcunun içine ,evine geri döndü. Yeni farkına varıyordu, içinde bir kadın yaşadığının. Halbuki, her akşam geri dönerdi kadın. Bunca yıl fark etmemesine içerleniyordu. Çiğdem bir ayna olmuş yüzüne bakıyordu ikisinin.
İlk defa farklı bir kadın içinde uyuyacaktı gazozcunun. Hergün görse de tanımıyordu onu. İçine döndüşünü göremiyordu . Nerde olduğunu bilmiyordu.
Kadın kendini, gazozcunun konuştuğu, sevdiği kadınlarda tanıtmayı denemişti.
İçinde bir kadın olduğunu kabul edememişti gazozcu.
Erkekler ve kadınlar birbirlerinden bahsederken başka birinden bahsetiklerini düşünüyor,birbirlerini analayamadiklarindan dem vurup duruyorlardı. Anlayamadıkları için de hep kavgalıydılar zaten.
Kadının içinde bir erkek, erkeğin icinde bir kadın. Keşfedilmeyi bekleyen bir kıta gibi, hüzünlü, ürkek, alabildiğine uçsuz bucaksız bekliyor. Umut penceresi hep açık.
Gazozcu, günü gazozlarla geçirmekten yorgun, çiğdem balkondan atılmaktan.
Şehir, ışıklarını yakmış yakamoz. Boynundan geçen gitara aşık.
Aslı astarı varmı bilinmez.
Filiz~